Niyazi Yıldırım GENÇOSMANOĞLU
Bozkurtların Diriliş Destanı'ndan

Ta ezelden hür milletiz,
Soyu-sopu gür milletiz,
Kandan, candan bir milletiz,
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî, Kızılbaş!

Aynı mayadan yoğrulur,
"Türk", "Türkmen" diye çağrılır
Aynı kıbleye doğrulur...
Secdeye konan aynı baş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Dedemiz bir. Torunlarız,
Dün, bugün, ve yarınlarız
Yüceleriz, derinleriz...
Yunus Emre, Hacı Bektaş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Oğuz'un yirmi dört boyu,
Yüce Türk'ün şanlı soyu,
Dede, baba, amca; dayı,
Bibi, teyze, bacı, kardaş..

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Olmaz aynılıkta huzur,
Olmaz münafıkta özür,
Olmaz karavaştan vezir...
ALKAEVLİ, KINIK, YAZIR
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Soysuza verirsen değer
Döner ecdadına söğer...
Haydi, haykır Türk'sen eğer!
YAPARLU, DODURGA, DÖGER
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!


Fitne, fesat., bir kör kuyu
Bir olmaktır Türk'ün huyu
Vatanımın kırk bin köyü
KARAEVLİ, BAYAT, KAYI
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Gönlüm Küskün, bağrım ezik
Ne fidanlar düştü; yazık
Unutma ey sütü bozuk!
EYMÜR, SALUR, ÇEPNİ, KIZIK
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Bu gök, bu deniz, bu hava,
Bu yayla, bu dağ, bu ova...
Kanımızla geldi tava!
ALAYUNTLU, BÜGDÜZ, YIVA
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Birlikte bayrak açana,
Koş birlik andı içene..
Lanet birlikten kaçana!
ÇAVULDUR, İĞDİR, BEÇENE
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Öz kardaşlar olmaz dargın
Dargın olsa, düşer yorgun
Haydi, ey YÜREĞİR, KARGIN!
Haykır gece, gündüz hergün:
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Bir gövdede bir can yaşar
Çetin yollar dağdan aşar
Haydi, durma sen de başar..
BEGDİLİ, BAYINDIR, AVŞAR
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Bilsin bunu ar edenler.
Söz, canına kâr edenler...
Soyunu inkâr edenler
Haram zadedir; ey kardaş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!



Dede Korkut Destanı'ndan

Ulaş Oğlu Salur Kazan Beğ in destanını
Dedem Korkut'un anlatması, kopuz çalıp dinletmesidir :


Şölenlerde dokuz türlü aş yenir;
Ala geyik, süt kuzusu, kuş yenir..
Ak kımızla taş da olsa, hoş yenir.
Toy kurulur aşın sonu gelende
Dedem Korkut varsa eğer şölende.

Bugün yine bir otağda şölen var
Yır söyleyen, el şaklatan, gülen var..
Dediler ki: "Otağa bir gelen var.."
Karşılayıp yol açtılar gelene,
Dedem Korkut, yom getirdi şölene.

Hem kımıza, hem azığa kanıldı.
Şükredilip Hak Peygamber anıldı.
"Boy boylansın, soy soylansın denildi
Dedem Korkut, bağdaş kurup yanladı,
Kopuzunun telleriyle ünledi:

-"Beğlere beğ, bana ozan derler hey
Yüzyıllarca dilde gezen derler hey!
Ulaş Oğlu Salur Kazan derler hey!
Bir Beğ vardı; yırtıcı kuş bakışlı,
Kendi kaplan, atı ceylan sekişli...

Yağız aygır kuduranda binici;
Kara kâfir kuduranda yenici,
Meydan içre, kanı kanla yunucu.
Bilekleri, körpe çınar kabası;
Koç burunlu Han Uruz'un babası

Düğünlerde doksan davul dövdüren,
Al aygıra, kara demir gevdiren,
Kırk mızrağı, kalkanıyla çavdıran..
Kükreyende, arslan dense gerekli;
Saldıranda, kara doğan yürekli!.

At sürerken savrulanda hırkası..
Gölgesinden kızıl devler ürkesi.
Dar boğazda, kalmış yiğit arkası,
Bayındır Han güveyisi Kazan Beğ
Obasından taşra çıkıp dedi:" Hey!

Doksan tuğlu otağlarım kurulsun.
Doksan yerde ipek halı serilsin.
Gökyüzüne ala sayvan gerilsin..
Doksan yerde koç kazanım kaynaya,
Kös vurula, al kısraklar oynaya.."

Beğ ünüdür, duyulması tez olur.
Dağ yassılır, gök kayalar toz olur.
Beğ gönlüne düşen damla köz olur!
Ak elleri bileğinden kınalı
İnce kızlar alca şarap sunalı.




Doksanüç Gecesinde Erzurum Kapıları

Bu kapı Iıayyâlelfelâh
Haykırılan ses kapısı
Şu Çaldıran seferin
Haber veren kös kapısı.

Kapa gösterini bir an,
Uzakları dinle dan., dan,.
Bu kapı Ergenekon'dan
Ses getiren Örs kapısı.

Kervanları kırk buğralı,
Sesi Köroğlu nağralı,
Sultan Selim Han tuğralı
"Tebriz Kapı", Fars kapısı

Târihi destan şehrimiz
Yeşili Murad nehrimiz..
En okunaklı mührümüz ?
Harput Kapı hars kapısı.

Karasu nehir geçidi,
Arpaçay kahır geçidi,
Beride "Tahir geçidi"
Düşmanımın hırs kapısı.

Binbir şehrin nicesinde
Dudum tüter bacasında..
Bu doksanüç gecesinde
Tekin değil Rus kapısı.

Gökler, ufuk, tan... sancılı ,
Mübarek vatan sancılı..
Cimcime Sultan sancılı
Zonklamakta "Kars kapısı".

Binlerce gelse bin defa
Sürdürmem yurdumda sefa
Şu iki kapı Moskof'a
Verdiğim son ders kapısı.

Er ola, Dadaş geçine
Düşman girer mi içine
Aziziye, Börteçine,
Hamidiye pars kapısı.

Gözlerde umutlar uçuk,
Dağlar omuzlara göçük..
Ve ardına kadar açık
Bahtımızın ters kapısı



Dilek

Dayadım sana belimi;
Kudretinle tut elimi.
Yoğuran ana dilimi;
Anamın ak sütü ile.
Tanrım! Türk gönlümü yastan;
Kılıcımı kirden, pastan...
Kurtarırsan ben bir destan
Derim ağız tadı ile.
Ses vermez Oğuz illeri.
Niye susmuş bülbülleri?
Ko tutuşsun gönülleri
Ergenekon odu ile.
Kış günleri yaza ersin;
Kırk ince kız kilim sersin;
Bayındır Han şölen versin
Kırk devenin budu ile.




Hüküm

Dedem Korkut der ki :
"Evet; Vardır düğün, dernek davet..
Fakat Oğuzlarda DEVLET
Olmaz dedi-kodu ile."
"Pis sularla kir arınmaz;
Sisli günde yol görünmez.
Düşman üstüne yürünmez
Casus ile cadı ile."
"Kuşa misâl, can dediğin;
Suya misâl kan dediğin.
Bilenir iyman dediğin
Ataların yâdı ile."
"Er odur ki: Ün salası;
Kına girmeye palası.
Oğul hey!... Bozkurt balası
Büyütülmez dadı ile."



Başbuğumuzun Ardından

Burada baş sağlığı, orada gözler aydın;
İki ayrı dünyada iki ayrı tören var.

TANRI katından gelen bir yüce buyruk üzre
Aramızdan ansızın çadırını deren var.

Orada ecdat ruhu şadümanlık içinde
Burada tamu içre gönüllerde boran var.

Eksilmiş bir yanımız; çarpılmıs gibiyiz hep
TANRI korusun, sanki Bozkurtluğa kıran var.

Yukardan gök mü bastı; altta yer mi çöktü ne?
Kimsede ağız, dil yok; gözleriyle soran var.

Buradan uğurlarken onu binlerce Bozkurt
Orada karşılayan binlerce Alp-Erenler var.

O gün Tanrıdağı'nda tan ağardığı çağda,
Dediler Oğuz Han'ın otağına giren var.

Töredir; konan göçer, doğan gün batar elbet
TANRI zeval vermesin devlet, din ve KUR'AN va


Veysel Öbür Dünyada

Üçlerin, Yedilerin, Kırkların gönülleri :
"Açalım Tanrı'mızın katına eI " dediler.

O sırada dünyadan bir haber geldi anî:
" Esmekte yer yüzünde bîr çetin yel." dediler.

Aynı haber Uçmakta değince gönüllere;
"Saz ve söz erlerinden, öldü Veysel..." dediler.

Kimi sevinçten, kim! tasadan yandı; "Eyvah."
"Üçbin yıllık kopuzdan koptu bir tel..." dediler.

Rahmet mi, kıyamet mi... Bu haber neyin nesi?
Derken kapı açıldı; Veysel'e: "Gei." dediler.

Dokuz huri seğirtti Kevser Havzı üstüne,
Dokuz tas aynı anda doldu ve: "Al." dediler. ;

Veysel dokuz doluyu içti; dokuz yudumda;
Huriler: "Gitme artık, burada kal." dediler.

Ve sundular mübarek Tuğba'nın dallarından
Yapılmış bir kopuzu; "Söyle ve çal..." dediler;

"Neyleyim sol cenneti, bendeki aşk olmasa..."
Ervah, hep bir ağızdan: "Berhudar ol..." dediler.

Veysel öptü kopuzu üç kez baş perdesinden...
"Bize Yunus dilinden velvele sal..." dediler.

Âşık Veysel gezindi tellerde ağır ağır;
"Türk'ün diline şerbet, ağzına bal..." dediler

SAAT
 
Reklam
 
ANASAYFAN YAP
 
ANA SAYFAN YAP
TARİHTE BUGÜN
 
HTML KOD
TAVSİYE EDİN
 

http://KENDİ

 
22034 ziyaretçi (37391 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

beypazariulkuocagi.tr.gg