Aşık SEFAİ
Bayraksızlar

Bayraksızlar bayraksızlar
Yere düşse bayrak sızlar
Nerden bilsin kıymetini
Soysuz sopsuz bayraksızlar

Ne olurdu yazmasaydım
Ben bu kara yazıyı
Bilmeseydi namert soysuz
İçimdeki sızıyı

Yıldızların isyanı var
Hilâl taşıyan felek
Damla damla kan akıyor
Delik deşik bu yürek

Al rengine kara bağlar
Yastadır deli gönül
Aşık'ın olmuşum senin
Hastadır deli gönül

Renginde şehitlik gizli
Hilâlinde mana var
Yüreğimde saklamışım
Kurbanında kına var

Toprağa düşse yiğit
Ölüm güç verir bize
İnancıma teslim oldum
Zulüm güç verir bize

Uğrunda ölen yiğit
Kim ne bilsin ne kadar
Geriye ne can kaldı
Hepsini kurban adar

Yamacında gezindiğin
Şimdi dağlar ağlasın
Bayrağım hançerlendi
Şimdi çağlar ağlasın

Bayrak yere düşerken
Alkışlayan piçleri
Kahredecek Türk milleti
Destek veren güçleri

Susmayın ey milletim
Bayraksızda ar olmaz
Susar ise yiğitler
Vatan bize yar olmaz

Başı bozuk yaylada
Pusuları kurdular
İki yaşında yiğit
Kürşad'ımı vurdular

Bundan gayrı düşmanım
Bayrağa ters bakanlar
Artık hesap vermeli
Dağı taşı yakanlar

Meleküt aleminde
Destan olan can bizim
Dalgalansın bayrağım
Üstündeki kan bizim

Dört aylık bebeklere
Kurşun sıkan nerdesin
Nereye gidersen git
Öleceğin yerdesin

Hükmü ilâhi varsa
Belki korur Yaradan
Kan düşmanı olmuşuz
Çekilsinler aradan

Bu vatanın ekmeğii
Gözünüze durmalı
Yiğit bir can gelmeli
Sizden hesap sormalı

Sefai'yem yaşamak ki
Bundan gayrı ar gelir
Ay yıldızlı bayrağa
Bu yeryüzü dar gelir!



Bu Hesap Sorulacak

Yiğit olanın lokması cana azıktır beyler
Kimse bana söylemesin buna yazıktır beyler
Soyu soysuz olanın sütü bozuktur beyler
Bunların soyu bozulmuş Türk'e düşman göbekten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Kan istediniz canlardan bitmedi inadınız
Oğuz size yar olmadı budüz idi adınız
Senelerdir bu vatanın ekmeğini yediniz
Suyunuzu keseceğiz dağlardaki gölekten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

İhanete yar mı olur, yüce dağların karı
Üstünüze zalım geldi bu senenin baharı
Deli poyraz gibi vurdu öksüzlerin kaharı
Eleneceksiniz beyler ince ince elekten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Dağlar, taşlar bu ovalar bilin ki Türk'ün yurdu
Aslımız insan neslidir Türk'e semboldür Kurd'u
Soyu ermeni olanlar nerden bilecek Kürd'ü
İhaneti seyreyleyin perdedeki delikten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Feryat eylemez mi sandın yavrusuna bir ana
Sizler doymak bilmediniz akıttığınız kana
İnsan olan cana kıymaz, nasıl kıydınız cana?
Anası nenni söylerken kan damlıyor belekten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Alperenler şehadeti seslenirken çağrına
İbrahim'in dedileri nişan oldu bağrına
Mehmetçik'ler şehit düştü bu vatanın uğruna
Vatan mı istediniz lan beşikteki bebekten?
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Hainlerin yaptıkları yanlarına kalır mı?
İhanetin affı olmaz sizi millet salar mı?
Vatan şehitler toprağı seni toprak alır mı?
Boynuna urgan dolayın sağlam olsun ipekten!
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Başı bozuk yaylalarda bol keseden savurdun
Ne dinin var, ne imanın sen ne biçim gavurdun?
Hem korkaksın, hem zavallı zoru gördün kıvırdın!
Urgan bile dava eder boynundaki ilmekten!
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Şehit anaların gözündeki yaş bitsin
Vatanımın üstünden kara bulutlar gitsin
Asın gardaş bu iti, şehitler rahat etsin!
Bu Sefai deli oldu, senelerdir demekten!
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!


Bizim Ocakta

İçin için yanarız biz durmadan
Bin bir şekil bin bir çizim ocakta
Ortalıkta dönüyor iz durmadan
Nice muammaya çözüm ocakta

Seçmeli zamanla karadan akı
İyi kollamalı gül veren bagı
İlim irfan medeniyet kaynagı
İkrarım var derki sözüm ocakta

Filizi olmayan kökü sökeyim
Sevdası olmayan yere dikeyim
Yunuslar misali odun çekeyim
Küllenmeden yansın közüm ocakta

Köz ateş vurdukça kaynasın kazan
Yanıpta kül olsun huzuru bozan
Yapraklar sararıp gelmeden hazan
Ham kalmasın pişsin özüm ocakta

Özü pişirdikten sonra varayım
Yaralı kuş kanadını sarayım
Varıp dostun divanına durayım
Ak olsu isterim yüzüm ocakta

Leksizdir elbet yüzümüz bizim
Sefai namustur sözümüz bizim
Durmadan dövülür özümüz bizim
Nice hamlar pişer bizim ocakta



Ayşem

Kimi annaya ,bellaya ,kimi mariyaya
Kimide kızıl saçlı nataşaya yazdı
O ysa ben bir Türk yiğidiyim
Türk' e sevdalı olduğum için
Ayşem sana yazıyorum...
Ben seni kongoda ölen sevgilisini
İstanbul'da arayan teksaslı bir dişi gibi değil,
Aşk eşittir burjuva güzellerini
Diskoteklerde arayan zübbeler gibi değil,
Hele kafalarındaki kirli duyguları
Nataşa adlı rus kızında sembolleştiririp
Kızıl ruble arayanlar gibi aramıyorum Ayşem...

Ben seni; belki bir ana ceylanın
Vurulmuş yavrusuna su aradığı gibi...
Belki bir Anadolu delikanlısının
Kaçırmak için güzel Zeynep'ini
Gecenin alaca karanlığında aradığı gibi arıyorum Ayşem...

Ama muhakkak bütün iyilikleri bütün güzellikleri
Bütün özlemleri sende bulacağımı bilerek
Engin denizin kudurmuş dalgaları gibi
Önümdeki tüm engelleri aşarak
Yüce Allah'ın izniyle seni arıyorum Ayşem...

Seni kaybettiğim dünyalarda bulmak istiyorum.
O dünya; Hz. Fatih' in kılıcının altın kapması
Estergon dönüşünün gönülleri yakması
Veyahut Tuna'nın bir Itri bestesinde musiki gibi
Çağlayıp akması olabilir geçtiğim
Yıllardaki parlak aynalar geleceğimi aydınlatır
Benim bir elim geleceğin Milliyetçi Türkiye'sinde ise
Yavuz'un beyaz atının yelesindedir öbür elim...

Seni kaybettiğim ve şimdi aramaya çıktığım dünyalarda Ayşem;
Ne meyhane tezgahları ardında
Mum gibi yanıp sönen kızlarımın gözlerinin karası,
Ne yoksulluktan ve fakirlikten ölen yiğitlerimin verdiği yürek yarası,
Ne de başı kabak; yalın ayak dolaşan insanımın ciğerlerini
Hilton gecelerin de içkilerine meze yapıp yiyen kahpelerin ağız kavgası var...
Seni kaybettiğim ve şimdi aramaya çıktığım dünyalarda;
Bir Kur'an, bir Kılıç ve bir Bozurt
Üçünün ördüğü koca bir dünya koskoca bir tarih var Ayşem...

Tut ki seni karanlığın ta ötesinde bir yere hapsetsinler
Ömründe güneşi hiç görmeyeceksin;
Ama ben o güneşi yanıma aldım seni kurtarmaya geliyorum Ayşem...

Ne Sezar, ne Hitler, ne posbıyıklı Stalin, nede faresuratlı Mao;
Çözemez, çözemez, çözemez senin derdini Ayşem...
Senin derdini; batılılık delisi sömürge aydınları
Robert Koleji mezunu özgürlük budalaları
Ve kafalarını çirkin kapitalistlere satmış deve kuşlarıda çözemez...

Senin derdini Ayşem; senin gibi konuşan, senin gibi düşünen,
Senin gibi yaşayan, velhasıl kelam bizler Ülkücüler çözeriz senin derdini...
Anamın anlattığına göre;
Koca Türk Dünyası'nın küçük bir köyünde doğmuşum
Senin için doktor yada ilaç ekmek yada su ne ise
Benim için Milli Devlet, Kızıl Elma Ülküsü odur...

Sen benim için; Kırım' lı Bike, Azerbaycan' lı Aybala, Yerköy' lü Fadime
Hepiniz bizim için birsiniz.
Çünkü bizim kanunumuzda
Akvaryumlu meyhanelerde sevgilinin kömür karası gözlerine şiir yazmak yok
Biz çoktan erittik Ülkü denen nazlı gelinin duvağında
Sülün gibi kızların göz bebeğini Ayşem...

Bizim kanunumuzda geri bıraktırılmış insanımızı,
Esir milyonlarca soydaşımızı tutsaklıktan kurtarmak için,
Bu geri kalmışlığa son vermek için birlikte mücadele etmek var...

Bu; ne benim sana ağlayarak, nede dizlerine kapanarak bir yalvarışımdır...
Bu; parmakları çelikten, yürekleri Estergon demirinden,
Yüz binlerce, milyonlarca Müslüman Türk Ülkücüsü'nün
Sana durdurulmaz emridir...
Kendine dön, kendine dön Ayşem...



Hilal Sancağında Bozkurt Töresi

Şehâdet ile düşerken minareler toprağa,
Tekbir ile omuz verip kaldırdık gökyüzüne birer birer.
Ne yardan geçtik, ne serden geçtik.
Törede ne varsa inandık hak ölçülerine,
Vurduk kıstasa kırdık zincirleri
Cuma gecelerinin Yasin'leriyle sohbet eyledik.
Gidenlerin, şehitlerin ardından.
Ağladık düşmana göstermeden
Kayaların yosun tutan taraflarında,
Hıçkırıklarımızı rüzgara vermedik ki
Yadeller, namerdler duyup da sevinmesin diye.
Bir gün pusatlandık sevda mavzerini
Yaşayamadık, sevdalarımızdan vazgeçtik.
Doyasıya seyredemedik yarin hilâl kaşını,
Gözlerine bakmaktan çekindik belki de.
Lakin zifiri zindan odalarda karanlığı yaşarken,
Ak kılı çekip aldık, ak sütün içinden.
Derdimizi açtık kara gecelere, nemli duvarlara,
Ak duvarlara anlattık derdimizi
Garibim duvarlar öyle dinlediler bizi.
Niye sustular onu da bilemedik.
Sonra döndük kara gecelere , ak duvarlara
Üzüldük derdimizle üzüldü diye.
Bir gün bir seher vaktinde,
�Es-selatü hayrün min'en nevm� derken ezanlar�
Sevdaların kutsaliyetine el kaldırdık.
Af diledik âlemlerin Rabbinden.
Minberlerde dinledik, sevdaların en yücesini.
Cami duvarlarında satıldık,
Ucuzlar, soysuzlar tarafından
Hilâl gecelerinin töreleriyle avunduk her zaman.
Destur alırken Hoca Ahmet Yesevî'den,
Alparslan'a Sarı Saltuk, Kayı'dan Osman Gazi,
Şeyh Edebali, Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerine,
Akşemseddin'in kutsaliyetini düşünüp durduk her zaman.
Âleme nizam dedik, yaren tuttuk kendimize,
Niceleri yol dostu olmuş bize,
Sonra yine biz kaldık bu Allah'ın davasında,
Bu imân davasında, bu vatan, bu bayrak davasında,
Sonra yine biz kaldık sevdiklerimizle beraber.
Senelerce dert sofrasından bal yedik ekmeksiz.
Eğilmedik, kırıldık defalarca,
Allah'ın davasıdır dedik ve diyet istemedik.
Erkekçe öldük, yiğitçesine öldük,
İpe giderken satmadık sevdiklerimizi
Kaldırdık Hilâl Sancağını, yaşadık Bozkurt Töresini.



Türk'ün Türbesi
Karanlığa can düştü
Acı haber yetişti
Ateş sardı her yanı
Sanki alan tutuştu
Uçmağa vardı gönül, emri ferman yürüdü,
Kolum kanadım kırık, ulu kervan yürüdü,
Ay yıldızlı tabutun, nişanında sır gizli
Bülbüllerin feryadı, goncalarda zor gizli
Ben sana sus diyemem, ağla karanfil ağla
Bozkurtların yastadır, şimdi karalar bağla.
Gideri iken semadan, kar düştü çiçeklere
Kerem yangını gibi, ar düştü çiçeklere
Vakit tamam olunca, kapılarını açtılar
Sırattan geçer iken, el eyleyip geçtiler
Sonunda şehitlerin, buluştuğu an geldi
Kapıları açtılar dediler ki han geldi
Saf saf oldu melekler, göründü O'nun yüzü
Hanlar hanı Bayındır, haber saldı her ada
İlteriş'e, Saltuk'a, Kültigin'e Kürşat'a
Orda kavuşma günü, bu tarafta matem var
Payesine ayrılmış, sırrı suret hatem var
Biliriz ki orada seni dostlar ağırlar
Burada yürekler yanık, yanar burda bağırlar
Gözün aydın daracık, gözün aydın Esendağ
Erciyes'te göz yaşı, yetim kaldı Hasandağ
Ardın sıra dualar, tekbir veren gönüller
O an gazi dervişler, hem alperen gönüller
Yemin ettiler yemin, sancağa dikmek için
Toprağı devirmeli, tohumlar ekmek için
Şimdi türbedarların, bayrak tutar gün gece
Dervişlerin, Alplerin orda yatar gün gece
Kimisi toya gider, kimisinde sünnet var
Ora ' Türk'ün Türbesi ', can olana kıymet var
Sonumuz kara toprak, gün gelirde gideriz
Uzaklarda değilsin, yanımdasın sevdiğim,
Öyle özlemişim ki, canımdasın sevdiğim.

Sefaiyem vay bana!
Canan gitti... can gitti...
Başın sağ olsun Turan
Başbuğ Alparslan gitti! ...



Seni İster Deli Gönül
Verselerde dünya malı istemem
Seni ister deli gönül hep seni
Köşkü saray neki çalı istemem
Seni ister deli gönül hep seni

Lokma lokma yutkunduğum aşımda
Gündüz hayalimde gece düşümde
Bir garip sevdadır döner başimda
Seni ister deli gönül hep seni

Senin için dağlar aşar türküler
Senin için yara deşer türküler
Senin için tutsak düşer türküler
Seni ister deli gönül hep seni

Yunus'un denizde yüzdüğü gibi
Koyun kuzusuna gezdiği gibi
Aşığın aşkına yazdığı gibi
Seni ister deli gönül hep seni

Yağmur bulutları döktüğü anda
Dağların dumanı çöktüğü anda
Sabahın güneşi söktüğü anda
Seni ister deli gönül hep seni

Dağlara yürürken yörük kervanı
Varlığın yokluğun sensin devranı
Ne istersin diye gelse fermanı
Seni ister deli gönül hep seni

Rüzgar vursa sarı aliç sallansa
Elmaların yanakları allansa
Ala çördük tadın alıp ballansa
Seni ister deli gönül hep seni

Kıyamet mi kopar murada ersem
Bağban olup goncalarını dersem
Nerde el örmesi bir kilim görsem
Seni ister deli gönül hep seni

Garip Sefai'yem gam kapısında
Muhabbetim haktır dem kapısında
Elif dergahında mim kapısında
Seni ister deli gönül hep seni
SAAT
 
Reklam
 
ANASAYFAN YAP
 
ANA SAYFAN YAP
TARİHTE BUGÜN
 
HTML KOD
TAVSİYE EDİN
 

http://KENDİ

 
21336 ziyaretçi (36366 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

beypazariulkuocagi.tr.gg